‘Daima sarhoş ve âşık ihtiyar’: Teoslu şair Anakreon

Tarihi boyunca sanatçılara kucak açan, Dionysos Sanatçılar Birliği’ne ev sahipliği yapan antik Teos kenti, döneminin en önemli şairi Anakreon’un da memleketiydi aynı zamanda. Etkisini 19. yüzyıla kadar sürdüren bu şair hakkında Türkçedeki en kapsamlı çalışma Antalya Akdeniz Üniversitesi Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Nalan Eda Akyürek Şahin’e ait.(*) Kendisinin izniyle bu akademik çalışmayı dergiye uygun halde özetleyip düzenleyerek yayımlıyoruz. İlgili okurlarımız, çalışmanın kendisine ve geniş kaynakçasına academia.edu internet sitesinden de ulaşılabilir.

“Anakreon gelecek yüzyıllarda, asıl kişiliğine bakılmaksızın şiirleriyle ortaya koyduğu kimlikle benimsenecek ve “daima sarhoş ve âşık ihtiyar” biçiminde belleklere yerleşecektir. Şairin zarif, sevimli ve hafiflik duygusu uyandıran şiirleri öylesine sevilip tutulmuştur ki kendisinden sonra özellikle Hellenistik Dönem’le başlayan ve Bizans Dönemi’nin içlerine kadar devam eden bir taklit geleneği başlatmış, bu geleneğin etkisi 18. yüzyıla kadar sürmüştür.”

Anakreon (`Aνακρέων veya vezin nedeniyle `Aνακρείων) MÖ 6. yüzyılda (MÖ 580-570 arası) Batı Anadolu kentlerinden ve İyonya’nın 12 kentinden birisi olan Teos’ta (Sığacık/İzmir) doğmuş ünlü bir şairdir. Anakreon’un annesinin adı bilinmemekte, babasının adı hakkında ise antik kaynaklarda belirsizlik vardır. Şairin kesin olmamakla birlikte 495 veya 485 yıllarında öldüğü düşünülmektedir. Perslerin (Harpagos’un) birçok şehirle birlikte onun anayurdunu da tehdit etmesi üzerine yaklaşık MÖ 540 yılında vatanını terk edip birçok vatandaşıyla birlikte Batı Trakya’daki Abdera’ya (bugün Avdira/Yunanistan) gitmiştir. Abdera’nın kolonize edilmesinde onun da rol oynadığı söylenebilir. Daha sonra şairin uzun yıllar Samos tiranı Polykrates’in sarayında yaşadığı bilinmektedir. Burada saray şairi olarak büyük saygı görmüş ve uzun yıllar yaşamıştır. Bazı kaynaklarda tiranın oğluna müzik öğretmenliği yaptığı söylenir (bkz. Himerios). Sanatı ve sanatçıları seven ve kollayan bu tiranın Anakreon’u da çok sevdiği ve saydığı anlatılmaktadır. Hatta bir keresinde tiranın şaire olan dostluğundan ötürü 5 talanta altın hediye ettiğinden, ama şairin bu altını geri çevirdiğinden bahsedilir (bkz. Stobaios). Geri çevirme gerekçesi ise, şairin böylesine büyük bir zenginliğe alışık olmadığı, altının verdiği endişeden dolayı iki gece boyunca uyuyamadığı ve zenginliğin buna değmeyeceği düşüncesidir (bkz. kaynakçada Richter, Anakreon. Richter bu bilgiyi antik yazar Stobaios’tan almıştır.). Bazı bilim adamlarına göre tiran onun tüm ihtiyaçlarını karşılamamış olsaydı şair büyük bir olasılıkla bu parayı alacaktı. İhtiyaçları karşılanan şairin, tiranı birçok şiirinde övdüğü ve güzel şiirleriyle onun zorbalıklarını bir parça da olsa yumuşattığı söylenir.
522 yılında Tiran Polykrates’in ölümü üzerine, Atina Tiranı Hipparkhos’un şairi yanına aldığı da bilinmektedir. Şairin Hipparkhos’un öldürülmesinden (MÖ 514) veya Hippias’ın kovulmasından (MÖ 510) sonra Atina’dan ayrılarak Thessalia’daki Larissa’ya, Ekekratidas’ın yanına gittiği anlatılır. Anakreon’un akıbeti açık değildir. Ancak, günümüze gelen bilgilere göre seksen beş yaşına kadar yaşadığı düşünülmektedir (bkz. aş. Lukianos). Kendisinin Aiskhylos’un gençlik eserlerini tiyatroda izlemiş olabileceği sanılmaktadır. Hikâye edildiğine göre, şair MÖ 495 yıllarında bir kuru üzüm tanesini yutarken boğularak ölmüştür. Bu hikâye, aslında antik biyografi yazarlarının, hakkında yazdıkları yazar veya şairlerin işledikleri konulardan ne kadar etkilendiklerini ve ona göre de olayları klişeleştirerek hikâye ettiklerini göstermektedir. Bilindiği üzere Anakreon symposion (içki sofraları/meyhane türküleri) konularında yazmıştır ve bir üzüm tanesiyle boğularak ölmesi (şaraba atfen!) şair için son derece ironik bir sondur! Şairin yaşamının son yıllarını olasılıkla ya Teos’ta ya da kardeş kent Abdera’da geçirdiği anlatılır. Simonides’e ait olduğu söylenen, ama olasılıkla daha geç döneme ait olan iki epigramda (Anthologia Palatina 7, 24 ve 25) şairin Teos’ta gömülü olduğundan bahsedilmektedir. Fakat öldüğü kentin Atina olduğunu belirten kaynaklar da vardır.
Teos kenti şairin tasvirini sikkelerine basmıştır. Yine, vaktiyle Teos’ta şairin oturur durumdaki bir heykeli olduğu belirtilmektedir. Roma’da Capitolium Müzesi’nde şaire ait ünlü bir büst de bulunmaktadır. Şairin Perikles’in babası, Mykale Deniz Savaşı’nın galibi Atinalı komutan Ksantippos’la arkadaş olduğu ve Atina Akropolü’nde, Ksantippos’un heykelinin yanında bir heykelinin durduğu rivayet edilmektedir. Bu heykelin olasılıkla Perikles tarafından diktirildiği düşünülmektedir. Pausanias MÖ 170’li yıllarda Atina Akropolisi’ni ziyaret ettiği zaman, Parthenon’un doğusunda duran bir Anakreon heykelinden söz etmektedir. Bu heykel olasılıkla “Kopenhag Heykeli” diye bilinen eserdir. Heykelin ikonografisinde Anakreon şarapla coşmuş ve olasılıkla barbiton çalan bir şair tipinde betimlenmiştir. Bu tipolojiyi Yunanlar eskiden beri çok sevmişlerdir. Heykelin portresi ile uyum gösteren ve böylece Anakreon diye tanımlanmış olan birçok büst de bulunmaktadır. Hem heykel hem de büstlerin MÖ yaklaşık 440 yıllarında yapılmış orijinal bir esere dayandığı düşünülmektedir. Şairin vazolar üzerinde isminin de yazılı olduğu betimleri vardır. Anakreon en eskisi MÖ 515 yılına tarihlenen üç Arkaik Dönem kırmızı figürlü vazo resminde komastes (Dionysos şenlik alaylarına katılan sarhoş şenlik üyesi) olarak betimlenmiştir. Şair vazo resimlerinde, genelde symposion ve erotik sahnelerde gözükmektedir ve betimlemelerde yaşlı bir görüntüsü yoktur.

Amerikan milli marşından Goethe’ye Anakreon izleri

Anakreon’un tasvirleri hakkında Eski Yunan ve Latin kaynaklarından derlenen bilgiler bir araya getirildiğinde, şairin kendisi hakkında edinilen bilgilerin şiirlerinden edinilenlerle hemen hemen aynı olduğu görülmektedir. Şairin hayatı ve eserleri iç içe geçmiştir ve bu da bize sympotik [içki alemcisi]-erotik bir Anakreon resmi çizmektedir. Anthologia Palatina’da Anakreon’a mal edilen epigramlar incelendiğinde ve ayrıca birçok antik dilbilgisi uzmanının şaire yaptıkları atıflara bakıldığında şairin aslında erotik şiirlerinin dışında da eserleri olduğu görülmektedir. Ancak bu türden şiirleri şairin hayatta olduğu dönemde bile fazla ilgi çekmemiştir. Bu durumun çeşitli nedenleri vardır. Öncelikle Anakreon Antikçağ’da böylesine şahsi erotik şiirler yazmış olan ilk şairdir. Şiirlerinde hep bir lirik “ben” ifadesi vardır. Bu ben ifadesi genelde şairin bizzat kendisi ile özdeşleştirilmiştir. Şair şiirlerinde aşk ve şarabın etkisini bu lirik ben teması ve bunun sonuçları ile ifade etmektedir. Şairin kendisi ve karakteri hakkında büyük bir belirsizliğin hâkim olduğu görülmektedir.
Şairin şiirlerinin konusu genellikle aşk, şarap, güller ve neşeli sohbetlerdir. Şiirleri İyon lehçesinde yazılmıştır. Şiirlerinin yetkinliği sonraki yüzyıllarda birçok hayran kitlesi oluşturmuştur. Anakreon, erotik hislerinin ruhunun ifadesi olduğunu dile getirmiştir. Şiirlerinden sadece üç tanesi tam olarak, diğerleri ise parçalar halinde günümüze kalmıştır. Anakreon ile ilgili bilgiler daha çok şairin şiirlerindeki sözcüklerinden toparlanan bilgilerdir. Anakreon’un şiirleri, 18. yüzyılda yeniden keşfedilmesinin ardından büyük ilgiyle karşılanmış ve özel bir akım başlatmıştır (Anakreontizm). Şiirleri modern dillere çevrilmiştir.
Amerika’nın milli marşı, Lüksemburg’un eski milli marşını temel alarak 1800 yılında John Stafford Smith tarafından bestelenen popüler bir İngiliz şiirinden (To Anacreon in Heaven) oluşturulmuştur. Şiirin asıl oluştuğu dönem ise, 1772-1792 yılları arasında Londra’da faal olan “Anacreontic Society”nin kulüp şiirleri ortamıdır.

İçkinin, aşkın ve erotizmin şairi 

Anakreon Antikçağ’ın en ünlü kadın şairi Sappho’dan yaklaşık iki nesil daha gençtir. Şairin şiirlerinin yukarıda da belirtildiği gibi symposion’larla doğrudan ilişkisi vardır. En ünlü şiirlerinden birisi olan “Trakyalı Tay” ile aslında bir hetaira’nın (üst sınıf fahişe) kastedildiği de düşünülmektedir. Anakreon “solo liriği” şairlerinin sonuncusudur. Şair basit bir dille ama etkileyici şiirler yazmıştır. Şiirlerinde en sık karşılaşılan temalar genellikle hem kadınlara hem de delikanlılara duyulan aşk, şarap, içki sofraları, eğlence yani entelektüel düzeyde zevk hayatıdır. Ayrıca, kendisi ile ilgili olarak yaşlılık ve ölüm korkusuna da değinmiştir. Eleştiri içeren şiirleri de vardır. Politik konuları hemen hemen hiç işlememiştir. Iambos, trokhaios vezinlerini kullanmış, ender olarak elegeion’lar da yazmıştır. Şiirlerinin birçoğu parça olarak günümüze kalmış olsa da şairin stilini fragmanlardan tanımak da mümkündür. Kendinden sonraki dönemlerde, Geç Hellenistik Dönem’den Bizans Dönemi’ne kadar yaşamış olan şairleri çok etkilemiştir. Birçok şair Anakreon’u taklit etmiş ve onun stilinde eserler vermiştir. Ancak, bu türden çoğu şiirin şairi bilinmemektedir. Anakreon tarzında yazılmış ve çoğu zaman ona mal edilmiş bu şiirlere Latince olarak “carmina Anacreontea” veya sadece “Anacreontea” denilmektedir. Anthologia Palatina’da yaklaşık 60 şiir böyle isimlendirilmektedir. Bu tür şiirlerin bilinmeyen yazarını belirtmek için Pseudo-Anakreon/Sahte-Anakreon isimlendirmesi de kullanılmıştır.
Anadolu’da bulunmuş olan antik mezar taşlarının üzerlerindeki şiirlerde de Anakreon’un adı geçmektedir. Örneğin, Kyzikos’ta ele geçmiş Menekrates isimli bir şahsın mezar şiirinde şairden söz edilmektedir.
“Anakreon’un bütün eserleri erotizm üzerinedir!”. Cicero’nun Anakreon’un şiirleri hakkındaki bu yorumu oldukça haklıdır ve şairin eserlerindeki genel karakteri çok iyi açıklamaktadır. Solo liriğinin bu son büyük şairinin elimize ulaşabilen az sayıdaki şiirinde yansıyan genel hava gerçekten budur. Anakreon Hellenistik Dönem’de sanatının kalite ve üstünlüğünden dolayı dokuz büyük Melos şairinden birisi sayılıyordu. Şairin eserleri bu dönemde İskenderiyeli dil bilginleri Byzantion’lu Aristophanes (MÖ 3./2. yüzyıl) ve Samothrake’li Aristarkhos (MÖ 2. yüzyıl) tarafından olasılıkla vezinlerine göre düzenlenerek metin kritiği eşliğinde derlenip beş cilt halinde yayımlanmıştır. Bugün kayıp olan bu eserde lirik şiirlerin üç kitapta, iambos ve elegeion şiirlerinin ise birer kitapta toplandığı anlaşılmaktadır. Şairin müzikal komposizyonu ve koreografisi hakkında ise çok az şey bilinmektedir. Eserleriyle ilgili bilgiler genellikle son derece kısıtlı sayıda olan papirüs buluntularından ve daha çok da diğer antik yazarların ifadelerinden ya da verdikleri bilgilerden dolaylı olarak edinilmektedir.
Örneğin Platon, (MÖ 5./4. yüzyıl) Anakreon’u Atina’ya getirtmek için Peisistratos’un oğlu Hipparkhos’un Teos’a elli kürekli bir gemi yolladığından söz etmektedir.
Aristoteles (MÖ 4. yüzyıl) ise zevklere, Eros’a ve Musalara düşkün olduğunu belirttiği Hipparkhos’un Anakreon ile Simonides’i Atina’ya getirttiğinden söz eder. Aristoteles’in bu bilgiyi doğrudan Platon’dan alıp almadığı bilinmemektedir ama sözcüklerinin dizilişine bakılacak olursa Platon’u kullandığı anlaşılmaktadır. Erotizmle dolu Anakreon imgesi daha o dönemde yaygınlaşmış gözükmektedir.
Şairin eserlerinin günümüze fragman olarak kalmasından dolayı Anakreon’un şairliği hakkında kesin bilgi edinilememektedir. Yazarın günümüze kalan külliyatının genelde hem kadınlara hem de güzel delikanlılara duyulan aşkın birkaç mısra ile dile getirilmesi olduğunu belirtmiştik. Şiirlerinde savaş teması hemen hiç yoktur. Politik konulara ise çok ender girmektedir. Aşk şiirlerinin genelde eğlencelerle geçen symposion’larda okunmak üzere hazırlandığı anlaşılmaktadır. O dönemin tiranlarının saraylarında bu türden symposion’ların sıklıkla düzenlendiği bilinmektedir. Hissettiği tutkulu aşkı dile getirme biçimindeki sadelik ve müthişlikle diğer şairlerden ayrılır. Şiirlerinde oyun oynarcasına aşk yaşama teması da görülür. Şair aşkta hissedilen çılgınlığı ve heyecanı şiirlerinde “Eros’un zarları” şeklinde nitelemektedir. Eros’un çocuksu varlığı ile sebep olduğu duygular arasındaki keskin karşıtlığı şairin şiirlerinde dile getirmesinin altı çizilmelidir. Bu olgu daha sonra Rhodoslu Apollonios ile Apuleius’ta da karşımıza çıkmaktadır. Trakyalı bir genç kızı ehil binicisinden kaçan bir taya benzettiği şiirindeki erotik mecaz çok tipiktir. Bilindiği kadarıyla Anakreon “Eros’tan sarhoş olma” durumunu ilk ortaya koyan şairdir. Sappho’nun “acı-tatlı Eros’u”na karşılık Anakreon’un şiirlerinde severken sevmemek durumunun algılandığı görülmektedir. Şiirlerinde yılgınlık ile aklı selimlik hâlinin birbirlerine çok yakın durmasını müthiş bir mesafe ile betimlemektedir. Şairin kelimelerle oynamayı sevdiği ve bir ismin çeşitli hâllerdeki şekillerini kullandığı görülmektedir. Genelde dili pürüzsüzleştirilmiş ve oldukça süslüdür. Isırıcı alay ile zaman zaman küfürler de görülür. Şiirlerindeki bir başka konu ise, belirttiğimiz gibi yaşlılık ve bundan nüktedan bir şekilde yakınmadır. Bu konuda kendisini ironik olarak eleştirdiği görülmektedir. Şiirlerinde ölüm korkusu da dile getirilmiştir. Şairin sözlerinden saçlarının gri rengi konusunda çok hassas olduğu çıkarılabilmektedir. Bu hassasiyet özellikle fragman halindeki bir şiirinde kendisini çok belli etmektedir: “Gri sakalımı görünce önümden altın kanatlarıyla esercesine uçup giden Eros”.
Anakreon gelecek yüzyıllarda, asıl kişiliğine bakılmaksızın şiirleriyle ortaya koyduğu kimlikle benimsenecek ve “daima sarhoş ve âşık ihtiyar” biçiminde belleklere yerleşecektir. Şairin zarif, sevimli ve hafiflik duygusu uyandıran şiirleri öylesine sevilip tutulmuştur ki kendisinden sonra özellikle Hellenistik Dönem’le başlayan ve Bizans Dönemi’nin içlerine kadar devam eden bir taklit geleneği başlatmıştır. Bu geleneğin ürünleri daha önce de değindiğimiz gibi “Anakreonteia” olarak anılmaktadır. Bu şiirler uzun süre yanlışlıkla şaire atfedilmiştir. Şiirlerde işlenen konular sınırlıdır ve bu da daha çok zengin bir dil ve motiflerle süslü erotizmdir. 16. yüzyıldan itibaren bu şiirler çeşitli dillere çevrilmiştir. Özellikle 18. yüzyılda başta Goethe ve Belleau olmak üzere birçok şair tarafından bu şiir türü zirve noktasına ulaştırılmış ve dolaylı olarak Ronsard, Herrick, von Hagedorn, Lord Byron ve Hugo gibi ünlü şairleri bile derinden etkilemiştir.

Anakreon’dan Şiirler  (**)  

DIONYSOS’A YAKARIŞ
Ey, genç boğa Eros’la, kara gözlü perilerle
ve erguvanlar giymiş
Aphrodite ile oynaşan,
dağların ulu zirvelerinde dolaşan efendim!
dizlerine kapanıyorum,
biricik duamı işiterek lütufla gel bana,
Kleobulos’a iyi akıl ver,
ey Dionysos,
aşkımı kabul etsin!

KLEOBULOS
Kleobulos için tutuşuyorum,
Kleobulos’a deli oluyorum,
Kleobulos’suzluktan ölüyorum.

HABERSİZ SEVGİLİ
Ey çocuk,
genç görsem de arzuluyorum seni,
duymuyorsun ki,
ruhumun dizginleri ellerinde,
görmüyorsun!

LESBOS’LU KIZ
Erguvan topu attı yine bana altın saçlı Eros,
rengarenk pabuçlu bir kızla
oynaşmam için cesaret veriyor.
O ise,
mamur Lesbos’tan çünkü,
saçımdan dolayı -kır valla-
ayıplıyor beni
amma
başka (genç) bir (saça)
ağzı açık bakıyor!

DUYGU ZITLIĞI
Yine hem âşığım,
hem değil,
hem deliyim,
hem değil.

TRAKYALI TAY
Trakyalı tay söyle,
neden bana yan gözle bakar,
tasasız kaçarsın?
Sanırsın
bilgelikten anlamam.
Şunu bil,
istesem vurup boyunduruğu,
tutup dizginlerinden
amacıma koştururum seni.
Şimdi oysa çayırlarda otluyorsun,
çifte atıp oynuyorsun,
usta binicin olmadığından.

Anakreonteia

Anakreonteia, şair Anakreon’un adı altında toplanmış yaklaşık 60 anonim şiire verilen isimdir. Şiirler hakkındaki bilgiler 10. yüzyıldan günümüze kalan bir şiir antolojisi olan Anthologia Palatina sayesinde edinilmektedir. Bu şiirlere Anakreonteia adının verilmesinin genelde iki sebebi vardır. Birincisi, şiirlerde kullanılan vezindir. İkincisi ise, şiirlerin işlediği konuların erotizm ve symposion’lar çerçevesinde olmasıdır.
El yazmalarında belgelenen bu 60 kadar şiirin farklı yüzyıllarda yazıldığı anlaşılmaktadır. En eskileri Anakreon’un kullandığı İyon Lehçesi’yle yazılmışlardır. Anakreonteia’daki şiirlerin Anakreon’un şiirlerinden farkı, şiirlerde kullanılmış olan ifadenin daha yumuşak ve işlenen konuların tek yönlü olmasıdır. Taklit şiirlerde yaşamın zevkleri öne çıkarılmış, ölüm ve yaşlılık korkusundan eser kalmamıştır. Şiirlerde zaman kavramı yoktur. Seks, sarhoşluk ve ölümden açık açık söz edilmemektedir. Bazı şiirler ise, sanat eserleri, güvercin, gül veya lyra üzerinedir. Şiirlerde mitolojik öyküler yaygın değildir.
Şair Anakreon’un kendinden sonraki dönemi etkileme gücü ve bu kapsamda başkaları tarafından yazılan aynı tarzdaki şiirler, şairin algılanan şahsiyeti ile yakından ilgilidir. Çünkü şair, daha Hellenistik Dönem’de gelmiş geçmiş en büyük lirik ozanlardan birisi olarak kabul edilmiştir. Şairin şiirlerinin keşfinden ve ilk kez 1554 yılında yayımlanmasından ve bunun üzerine birçok yorum içeren çalışmaların da ortaya konulmasından sonra Anakreon Avrupa’da 18. yüzyılda “mutluluk” (Eudaimonizm) akımındaki aydınlanmada ideal bir figür olmuştur. “Anakreontizm” adıyla anılan bu dönemde Anakreon, Sokrates gibi bir bilge olarak algılanmıştır. Bu algının en güzel yansıması ise, Goethe’nin Anakreon tarzında yazdığı “Anakreon’un Mezarı” isimli şiirinde (1784) kendini göstermektedir:
Anakreon’un Mezarı
Gülün açtığı,
asmalarla defnelerin kucaklaştığı bu yerde,
kumrucuğun çığırdığı,
cırcır böceğinin eğlendiği bu yerde,
nasıl bir mezardır burası,
bütün tanrıların birlikte yaşadığı,
güzel bitkilerle dolu ve süslü?
Anakreon’un istirahatgâhıdır burası.
Baharın, yazın ve güzün tadını çıkardı şanslı şair;
kıştan ise korudu onu en sonunda bu mezar.

Anakreon hakkındaki bu algı ve onun tarzında şairlik Avrupa’da kısa zamanda yayılmıştır. Anakreon’dan doğrudan çevirilerin yanı sıra, önceleri dönemin Latincesinde, sonraları ise Avrupa’da konuşulan yerli dillerde onun şiirlerine benzer şiirler yazılmıştır.
Anakreon tarzı şairlik en güçlü dönemine 18. yüzyılda ulaşmıştır. Şairin şiirlerinin sayısız çevirisi ve şiirler hakkında yayımlanan sayısız yorum bu tarz lirik şiire olan ilginin canlı kalmasını sağlamıştır. Anakreon’un şiirlerinin çevirileri ve benzer şiirlerin yazılması konusunda Fransızlar hep önde olmuşlar ve başta Alman şairler olmak üzere birçok Avrupalı şairi de Anakreon tarzı şiir yazma konusunda etkilemişlerdir. Ancak, Almanya’da Anakreon ve şiirlerinin etkisindeki Anakreontizm akımı Alman Aydınlanma Dönemi’nin bir olgusudur ve bu dönemde bu tarzda birçok şiir yazılmıştır. Şiirler, yeni, laik ve iyimser bir Alman toplumunun kendi varlığını kavramasında etkili olmuştur. Anakreontizm Almanya’da Goethe dahil birçok ünlü şaire de esin kaynağı olmuş ve onları etkilemiştir. Bir edebiyat akımı olarak Anakreontizm bir edebiyat türünden çok, belli bir hayat felsefesine dayanan bir şiir tarzını anlatmak için kullanılan bir terimdir. Bu görüşe göre yeryüzünde her şey geçicidir; onun için de insanoğlu yalnız en güzele karşı ilgi duymalıdır. Bu şiir akımı 18. yüzyılda doruğa eriştiyse de sonraki yüzyıllarda bırakılmıştır.

(*) KAYNAK: N.E. Akyürek Şahin, “Antik Yunan Edebi Kaynakları -1, Teoslu Şair Anakreon ve Anakreonteia. Şiirlerden Seçmeler”, şurada: N.E. Akyürek Şahin – B. Takmer – F. Onur (eds.), Akron 7. Eskiçağ Yazıları 5 (Akdeniz Üniversitesi – Akdeniz Dillerini ve Kültürlerini Araştırma Merkezi Yayını), İstanbul 2013, 131-172
(**) Bu şiirler yazarının Anakreon olduğu düşünülen şiirlerdir.

Yazan: N. Eda Akyürek Şahin 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir