Sığacık Pazarından kadınlar anlatıyor

Gülnigar Efeer:

“Sekiz yıldır pazardayım. Önceden börekler sattım, sarmalar sattım, patlıcan börekleri sattım fakat şimdi sadece turşu satıyorum. Turşuma babaanne turşusu derler. Televizyona bile çıktı benim turşularım…
Pazar kurulmadan önce toprakta çalışıyordum beyimle beraber. Bağ bahçe işleri yapıyordum, ev hanımlığı yapıyordum. İki tane çocuğumu evlendirdim, dört toruna baktım. Mandalina ağaçlarımız var, dedeyle onlara baktık. Kendi işimizdi hep, inekçilik yaptık 20 sene. Bahçeye baktım, domates, salatalık, patlıcan, biber, ne olursa…
Ama pazar daha iyi tabii. Parası da daha iyi. Ben paraya çok düşkün değilim ama geçime düşkünüm. Bir de insanların içindeyiz. Onlar beni seviyorlar, ben onları seviyorum. Gel babaanne, git babaanne, herkesin babaannesi oldum burada.
38’liyim ben. Hayatımda ne değişti biliyor musun bu yaştan sonra? Ben beyin ameliyatı olmuştum 2013’te, altı ay, bir sene onu çektim. Çok mutluyum burada, burası bana bir ömür verdi, bu turşuyu yapmak bana bir ömür verdi. Parasından değil, 200 lira alsam 100 lirasını harcıyorum, 100 lirasını koyuyorum torunlarım için. Çocukları evlendirdik zaten, çoktan yuvalarına çekildiler. Dedenle baş başa kaldık. 51 sene oldu evleneli…
Burada gençler geliyor, onları güldürüyorum. Gelip öpüyorlar babaanne diye, mahsus diyorum “beni bu kadar öpüyorsunuz, dede sizi kesecek”. Çocuklar nasıl gülüyor bir görsen, öyle mutlu oluyoruz işte.”

Nurhan Demir: 

“İlk kurulduğundan beri pazara çıkıyorum, pazarın demirbaşıyım yani. Hemen hemen 8-9 sene oluyor.
Başta sadece tarhana çorbası satıyordum, bardak bardak, bardağı bir liradan. Bizim haşhaşlı peksimetimiz var, onları falan satıyorduk. Sonra sonra pazarımız geliştikçe biz de kendimizi geliştirdik. İlk kazancımıza göre de daha güzel paralar kazanıyoruz şimdi…
Önceden ev hanımıydım ben, çocuklarım okula gidecek, okuldan gelecek, eşim işe gidecek, işten gelecek, tek hayatım buydu. Fırsat bulduğum zaman da arkadaşlarımla güne giderdim. Başka da bir hayatım yoktu. Kızım üniversiteye gitti, ayrıldı bizden. Oğlum da üniversiteyi kazanınca ben oyuncağı alınmış çocuk gibi hissettim kendimi. Tam o dönemde bizim başkan bu pazarı açmayı uygun gördü. Çok da iyi oldu. Ben hobi gibi, hani vakit geçirmek amacıyla, can sıkıntısından kurtulmak amacıyla başladım buraya. O zaman 45 yaşında falanım ama para kazanmanın ne demek olduğunu daha bilmiyorum…
Hiç çalışmamıştım daha önce. Bir kuruş para kazanmış değildim o yaşıma kadar. 45 yaşından sonra çalışıp da para kazanmanın tadını öğrendim. Çok da güzel bir şeymiş yaptığının karşılığını almak…
Başta eşim çok karşı çıktı. Çok mücadele ettim eşimle. Toplum baskısı diyelim… Burası dar bir kesim, dar bir çevre tabii. Eşim memur olduğu için kendi meslektaşları, kendi etrafı falan da çok şeyli yaklaştılar. Nasıl diyeyim size kibarca bilmiyorum… ‘Memur eşi pazara çıkar mı hiç’ gibi…
Eşim bana diyordu ki “sen haftada 25 lira kazanıyorsun, ben sana 50 lira vereyim sen çıkma”. Ben de bırakmak istemiyordum, derken eşimle çok mücadele ettim, en sonunda kabullendi. Şimdi bana çok desteği var, çok yardımcı oluyor. Allah razı olsun ondan da…
Burası bana terapi gibi geldi. Psikolojimi düzeltti benim. Değişik değişik insanlarla, sizin gibi güzel insanlarla karşılaştım yani. Ne bileyim ben, çok şey değiştirdi çok. Fikrimi açtı, görüşümü açtı. Randevuyla görüştüğün insanlarla, yüksek mevkideki insanlarla senli benli konuşuyoruz. Güzel bir şey değil mi bu? Atıyorum, işimiz var diyelim profesörle, adam randevuyla bile zor kabul ediyor görüşmeyi. Ama adam gelmiş buraya, burada içten görüşmeler oluyor. ‘Tabi canım hocam’ diyorum, ‘şu şöyle bu böyledir’. O da tadına bakıyor, ‘ay şunlar ne kadar güzel, bunlar ne kadar değişik’. Öyle sıcak sohbetler oluyor…
Nurhan yine aynı Nurhan. Ama artık kendimi çalışan bir insan olarak, para kazanan bir insan olarak gördüğüm için, tabii böyle, ne bileyim, biraz güvenim arttı, 48 yaşından sonra sigortaya kayıt oldum ben. Beş yıldır sigorta primi ödüyorum, inşallah emekliliğimi de görürüm. Ev hanımlarına sigorta da çıkardılar ya, öyle bir imkân çıkarsa, atıyorum yani, gereken toplu parayı yatırma gücüm var. Artık böyle planlar yapabiliyorum.”

İnci Kökten: 

“Pazar kurulduğundan beri yapıyoruz bu işi. Önce dışarıda sokakta başladık, sokakta satış yaptık, sonradan evimizi açtık, evimizin bahçesinde yapıyoruz.
Baklava, börek, gözleme, sarma… Her çeşit yapıyoruz…
Önceden ev hanımıydık işte, kendimizi oyalayacak kadar dikiş dikiyorduk, nakış yapıyorduk, o işlerle vakit geçiriyorduk. Bir de kendi malımızda, mülkümüzde, bahçelerimizde çalıştık o kadar. Pazar kurulunca, iki gelinim, bir kızım, hep beraber burayı çalıştırıyoruz…
Pazar kurulacak denildi çok heveslendik, nasıl olacağını da bilmiyorduk önceden. Birkaç şey yapık sattık, para kazandık, hoşumuza gitti. İlerlettik işi, böyle böyle büyüttük. Çok memnunuz. Başkanımızdan Allah razı olsun bu imkânı verdi bize…
Çok değişti hayatımız. Her yönden bir hareketlilik oldu. İş güç sahibi olduk. Para kazanmaya başladık. Meşguliyetimiz oldu. Üç gün hazırlık yapıyoruz, iki gün satış yapıyoruz. İki gün de tatilimiz var. 73 yaşındayım ben. Eskiden de nakış yapardım, dikiş dikerdim, piko yapardım, öyle kendimi oyalayacak işler yapardım. Ama bu iş başka, kalabalık içindeyiz, değişik insanlarla tanışıyoruz, hareket oluyor hep. Çok iyi geliyor, moralim düzeliyor, böyle böyle dinçleştik, gençleştik…”

 

Ayşe İçöz: 

“7 yıldır pazara çıkıyorum. Yani neredeyse açıldığından beri. Önceden kendi işimizde uğraşıyorduk. Bahçelerimizle, zeytinle… Pazar kurulunca hayatımız hem para yönünden değişti hem böyle insanları görmek yönünden…
Çalışırsan, iş olursa para da oluyor, iş olmazsa olmuyor. Ama her türlü mutluyum pazarda olmaktan.”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.