Tüm renklerin içinde gözleri hep maviye takılanlar için: Seferihisar’ın koyları

Seferihisar’da güzel bir gün geçirmek istiyorsanız bir seçeneğiniz de tekne gezisine çıkmak. Bütün gün denizdesiniz, karadan ulaşımı olmayan bakir koylarda yüzüyorsunuz, püfür püfür esen teknede güneşleniyorsunuz, sakin bir koya demirleyip yemeğinizi yiyorsunuz, karaya çıkıp ayak basmamış yerlerde küçük keşifler yapıyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz? Derdi tasayı karada bırakıp atın tekneye adımınızı. Seferihisar’ın koylarını size uzun uzun anlatacağız. Şimdilik kısa bir giriş yapalım. Kaptan Deniz Tufan’a sorduk. Şöyle anlattı:

“Mayıs ayında başlayıp Ekim’e kadar süren turlarla, Sığacık’tan çıkıp körfez boyunca koylara gezinti yapmak mümkün. Hava nereden eserse essin, keyifle denize girebileceğiniz sakin koylar, sizi sallamadan götürüp getirecek kaptanlar var. Sıkıntı yok yani. Sığacık’ta bu gezileri organize eden küçük tur şirketleri var. Biri de bizim şirket, Selinda. Güzergâhlarımız ve uğradıklarımız koylar aynı. Hepsi için konuşuyorum, hizmetlerimiz kaliteli ve fiyatlarımız da uygundur.”

PAPAZ KOYU: Aslında iki koy halindedir. Çok eskiden bir yerleşim yeriymiş, belli. 300 sene var en az. Koyda su kuyuları var, o zamanlar açmışlar. Bir de zeytin ağaçları, belki 500 yıllık. Burada yaşayanlar Hıristiyan’mış, adı da oradan kalmış derler. İçeride bir de kilise olduğu söylenir. Ama bizim işimiz denizde, kıyıda. Gördüm desem yalan olur.

YALANCI KOKAR: Bir de bunun sahicisi var, onu da anlatacağım. Rüzgârın hiç tutmadığı bir koydur. Kuzeyi dimdik duvar gibi kapalı. Ama aslında güney rüzgârını alır, ondan yalancı. Eskinin sığınaklarıdır bunlar balıkçılar için. Hava sertleşti mi buraya sığınır, dışarı da çıkamaz, balığı kokar gider. Ondan demişler kokar. Şimdi biz Yemek Koyu diyoruz, deniz çarşaf gibi, rüzgâr yok, tabaklar mabaklar uçuşmuyor, rahat rahat sofrayı kurabiliyoruz, insanlar da sallanmadan yemeklerini yiyebiliyor.
Esas Kokar Koyu daha ileridedir, Gökliman yani. Çeşme’yle Kuşadası arasındaki en güvenli doğal limandır. Ama oraya kadar gitmeyiz pek, kuzey rüzgarı çok alır oralar. Misafirler rahatsız olur.

TAŞADA KOYU: Koyun ağzında büyükçe bir kaya var, ada gibi. Adı oradan gelir. Pırıl pırıl bir deniz. Çıplak gözle 25 metre derinliği görebilirsin. Kıyı tamamen kumsal ve sığ. Yüzme bilmeyenler, çocuklar rahat rahat girsinler denize.

MAĞARALAR: İki tane mağara var. Küçük tekneyle gitmişsek muhakkak içine gireriz. Serin olur. 5 metreden büyük teknelerin girmesi tehlikelidir yalnız. Eskiden fok mağarası derdik. 40 yıl önce her girdiğimde üç beş fok görürdüm muhakkak ama şimdi kalmadı.

ILICA BOĞAZI: 800 metre uzunluğu olan bir koydur. En geniş yeri de taş çatlasa 50 metre. Vadi gibi girer içeriye. En sonunda tatlı su var. Bu yüzden Ilıca derler. Gözlükle dalınca tatlı suyun aktığını görürsün dipte. Koyun iç kısmı çamur. Kleopatra bu çamurla güzellik banyosu yapıyormuş. Biri böyle bir laf atmış ortaya, bir yerde yazılıp çizildiğini görmedim ama böyle söylenir. Şimdi biz Çamur Koyu diyoruz.

AKTAŞ KOYU (AKVARYUM): Taşlar bembeyazdır bu koyda. Denizde pırıl pırıl parlarlar. Adı oradan tabii. Akvaryum gibi, cam gibi görürsün dipte ne varsa.

ÇAMCAZ KOYU: Özellikle Batı rüzgarlarına, gündoğusuna karşı korunaklıdır. Kıyısı doğal kil. İnsanlar yüzlerine sürerler. Cildi temizler, gerginleştirir. Bir de savaş yıllarından kalma bir top yuvası vardır ilgi çeken.

ESKİ DÜVERLİK KOYU: Buraya şimdi Merdivenli Koy deniyor. Kalıntılar var, ne zamandan kaldığını bilmiyorum ama bayağı bir yaşamış insanlar. Su kuyuları var. Denize inen düzgün bir merdiven oymuşlar kayalara. Demek ki buradan ticaret yapmışlar, gemilere bir şeyler yüklemişler. Yoksa denize inip çıkmak için merdiveni ne yapsınlar.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir